<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972</id><updated>2012-02-16T17:11:12.241-08:00</updated><category term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><category term='Hayvanlar Alemi'/><category term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>bunlaribiliyormuyduk</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>35</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-2015507320642295522</id><published>2009-05-01T15:46:00.003-07:00</published><updated>2009-05-01T15:46:50.260-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Dişlerimizi tanıyalım</title><content type='html'>Dişlerimizi tanıyalım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişler insanların ve öteki hayvanların çene kemiklerine dizilmiş sert, kemiksi oluşumlardır .Yiyecekleri ısırmaya, parçalamaya ve çiğnemeye yararlar . Hayvanlar dişlerini kendilerini savunmak ve avlarını yakalamak için de kullanır. İnsanlarda ve memelilerin çoğunda iki takım diş gelişir . Sütdişleri denen birinci takım, insanlarda 6 yaş dolayında düşmeye başlar .Yerine 32 kalıcı dişten oluşan ikinci takım gelir . İnsanlarda kesicidiş, köpekdişi, küçük azı ve büyük azı denen dört tür diş bulunur . Diş, taç denen dış bölüm ile bir ya da birkaç kökten oluşur . Dişin içinde damarlar ve sinirler vardır .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-2015507320642295522?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/2015507320642295522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/dislerimizi-tanyalm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/2015507320642295522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/2015507320642295522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/dislerimizi-tanyalm.html' title='Dişlerimizi tanıyalım'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-5351650125213031793</id><published>2009-05-01T15:46:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:46:23.632-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>Kağıt Parayı İcat Eden Kimdi?</title><content type='html'>Kağıt Parayı İcat Eden Kimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında yine Çin’de ortaya çıkmıştır. &lt;br /&gt;Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Massechusetts Hükümeti, İngiltere’de ise ""Goldsmiths"" ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-5351650125213031793?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/5351650125213031793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/kagt-paray-icat-eden-kimdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5351650125213031793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5351650125213031793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/kagt-paray-icat-eden-kimdi.html' title='Kağıt Parayı İcat Eden Kimdi?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-2930692549864246713</id><published>2009-05-01T15:45:00.003-07:00</published><updated>2009-05-01T15:45:44.444-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>Ülkelerle ilgili ilginçlikler</title><content type='html'>Ülkelerle ilgili ilginçlikler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dünyanın en çok söylenen şarkısı “Happy birthday to you” dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika’lı iki kız kardeşe aittir. Orijinal adı ” Good Morning to All” yani ” hepinize günaydın”dır.&lt;br /&gt;Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi Çinlilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’ dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta Çin’dir.&lt;br /&gt;Amerika`da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer Çin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.&lt;br /&gt;ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci eerkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’deki bütün kuğular kraliçenin malıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Los Angeles’ın uzun şekli, “El Pueblo de Nuestra Senora la Reina de los&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Angeles de Porciuncula” ve gerçeğinin %3.63′üne kadar kısalabiliyor:”LA”!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktif bir volkanik dağı olmayan tek kıta Avusturalya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış aylarında, Moskova ‘daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suudi Arabistan’da hiç ırmak yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta Çin’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Indiana üniversitesindeki ana kütüphane her yıl bir inç daha çöküyor çünkü, mühendisler binayı kaplayacak bütün kitapların ağırlığını hesaplamamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük şeker ihracatcısı Küba’dır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika’nın doğu kıyıları her yıl bir iki inç daha suya batıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da insanların işe yürüyerek en çok gittiği eyalet Alaska.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskimolar asla bahse girmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monako’nun ulusal orkestrası ordusundan daha geniş bir kadroya sahiptir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dört Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce Springsteen’in “Born in theusa” albümüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello yapmak yasaldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük çanı 1733′te Kremlin’de yapılan Çar Kolokol Çanı. Ancak 216 ton ağırlığındaki bu çan, bugüne kadar hiç çalmadı. Nedeni de gerçek bir karamizah örneği olarak görülebilir. Çanın saklandığı yerde yangın çıkınca, akıllı bir arkadaş yangını suyla söndürmeye karar veriyor. İyice ısınmış olan çan, üzerine su dökülünce çatlıyor ve kullanılmaz hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’liler, yarasaları bomba ikmali için kullanmayı denemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da yılda 12 milyar muz yeniyor Eski yerli Amerikalılar aslında hiç hindi yemezmiş, çünkü bu kadar yavaş bir hayvanı öldürmek tembellik göstergesiymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şemsiye ilk kez 1740′da Connecticut’ta kullanılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl 40000 ABD’li tuvaletler yüzünden fiziksel sorunlar yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suudi Arabistan’da hiç ırmak yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta Çin’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Indiana üniversitesindeki ana kütüphane her yıl bir inç daha çöküyor çünkü, mühendisler binayı kaplayacak bütün kitapların ağırlığını hesaplamamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en genç anne babası Çin’deydi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-2930692549864246713?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/2930692549864246713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/ulkelerle-ilgili-ilginclikler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/2930692549864246713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/2930692549864246713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/ulkelerle-ilgili-ilginclikler.html' title='Ülkelerle ilgili ilginçlikler'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-3071457013707669701</id><published>2009-05-01T15:45:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:45:15.838-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>Yeryüzü hakkında ilginç bilgiler</title><content type='html'>Yeryüzü hakkında ilginç bilgiler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;En geniş ülke 17 075 200 Km2 ile Rusya’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En küçük ülke 0,44 Km2 ile Vatikan’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En zengin 3 ülke Kanada, Norveç,ABD’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En fakir 3 ülke Sierra Leone, Nijer, Etiyopya’dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke 15 ülke ile Çin’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uzun ve kesintisiz sınır ABDKanada arasındadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kalabalık şehir, Japonya’nın Tokyo şehridir.26,5 milyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yüksek yerleşim birimi deniz seviyesinden 5 0902 m. yukarıda olan Çin’in Wenzhuang’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En alçak yerleşim yeri deniz seviyesinin 54 m. altında olan ABD Californiya eyaletine bağlı Calipatria şehridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kuzeydeki yerleşim yeri 82,5 derece ile Kanada’nın Alert şehridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güneydeki yerleşim birimi 55 derece ile güneyde olan Şili’nin Puerto Williams şehridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En ıssız yer Güney Antartik’te Tristan da Cunha adasında, hiç insan yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine’dir. 689 dil ve lehçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük dalga Alaska’nın Liyuya Körfezinde 9.07.1958 de 524 m. olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanusta en derin yer Mariana adalarının doğusunda 10 923 m. ile Challenger çukurudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük çöl OrtaKuzey Afrika’da 9.065.000 km2 ile Büyük Sahra Çölüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük ada Grönland’dır. Yüzölçümü 2.166.086 km2 dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük kıta Asya Kıtasıdır. Yüzölçümü 44.936.000 km2 dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük göl Hazar Gölü’dür. 424.200 km2 dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yüksek dağ Nepal’de bulunan 8.850 m. ile Everest dağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yüksek şelale Venezuella’da bulunan 979 m. Angel Şelalesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uzun nehir 6.656 km. ile Nil Nehridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yüksek baraj Tacikistan’da Vakhsh nehri üzerinde bulunan 300 m. yükseklikteki Nurek Barajıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük yanardağ patlaması 130 yılında Yeni Zelanda Nort Island’da Taupo patlamasında 20.000 kişi kaybolmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yağışlı yer Hindistan’da Cherropunji şehri olup yıllık ortalama 1270 cm3 yağmur düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kuru yer Şili’de Arica ve Antofagas arasındaki bölge olup ortalama 0.1 mm3 yağmur düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uzun asma köprü 5 Nisan 1998 de Japonya’da açılan 3.911 m. AkashiKaikyo’dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uzun demiryolu tüneli Japonya’da 53.9km olan Seikan Tüneli’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sıcak yer Libya’da 58 derece ile ElAziziyah’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En soğuk yer 89 derece ile Antartikadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En şiddetli deprem 22.05.1960 da Şili’de gerşekleşmiştir. 9.5 şiddetinde&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-3071457013707669701?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/3071457013707669701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/yeryuzu-hakknda-ilginc-bilgiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3071457013707669701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3071457013707669701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/yeryuzu-hakknda-ilginc-bilgiler.html' title='Yeryüzü hakkında ilginç bilgiler'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-8902217454198869453</id><published>2009-05-01T15:44:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:44:48.206-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>Deniz neden mavidir?</title><content type='html'>Deniz neden mavidir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Su renksiz ve saydam ve bir sıvıdır. Ancak beyaz renkteki bir küvete veya havuza doldurulan suyun aldığı renkten de görüldüğü gibi, kalın tabakalar halinde yeşil-mavi bir renk alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizin mavi renginin sebebi, gökyüzünün renginin mavi olmasıyla aynıdır ama sanıldığı gibi gökyüzünün maviliğini yansıttığı için deniz mavi renkte görülmez. Aslında atmosferde mevcut, azot, oksijen, karbondioksit gibi bütün gazlar deniz suyunda da bol miktarda bulunurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz suyunun rengi su moleküllerinin ışığı emiş ve yansıtış özelliklerine bağlıdır. Beyaz ışık dediğimiz güneş ışığında bütün renkler vardır. Deniz suyu molekülleri aynen atmosferde olduğu gibi, bu ışığın dağılımındaki kırmızı tarafındakileri emerler, mor tarafındakileri yansıtırlar. Deniz de bu nedenle mavi renkte görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki denizin rengi her yerde aynı değildir. Çeşitli yerlerde parlak mavi, koyu mavi, yeşil, turkuvaz hatta kırmızımsı renkler alır. Bu farklılıkları suyun sıcaklığı, derinliği, içinde yaşayan canlılar, dip tabiatı, tuz oranı gibi etkenler yaratırlar. Burada güneş ışığının atmosferde, bulutlarda tutulan miktarı da önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş ışığının neredeyse yarısı suyun bir metre derinliğinde soğurulmuş olur. On bir metreye varıldığında ise sadece onda birinin bu derinliğe ulaşabildiği görülür. 500 metreden sonra sadece fosforlu organizmaların biraz aydınlattıkları, mutlak karanlık hüküm sürer. Bu nedenle denizin renginde derinlik de önemli bir faktördür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadaki yaşam gibi denizdeki yaşam da yeşil bitkilerin fotosentez yapabilmelerine bağlıdır. Bu enerjiyi güneş ışığı sağlar, dolayısıyla güneş ışığı denizdeki bitkilerin dağılımında belirleyici rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaların kenarlarında yer alan az eğilimli kıta.sahanlığı bir bakıma karaların uzantısıdır. Bu bölge kara kökenli bitkilerin yığılma alanıdır. Bu bitkiler su içinde bile olsalar klorofil üretirler. Klorofil de en çok kırmızı ve maviyi emerken yeşil rengi yansıtır. Bu nedenle denizde derin yerler daha koyu mavi iken kıyıya yaklaştıkça renk biraz yeşile dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz suyunun rengi ve berraklığı ısıdan da etkilenir. Genel kanının aksine sıcak sularda hayat daha azdır. Soğuk sularda yaşam için önemli olan oksijen ve karbondioksit gazları daha fazladır. Su molekülleri de soğuk suda daha yavaş hareket ettiklerinden bu gazların suyun içinde çözülmüş olarak daha rahat kalmalarını sağlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çürüyen bitkilerle birlikte deniz altındaki gıda zincirini oluşturan fotoplankton denilen su altı bitkileri ve zooplankton denilen küçük canlıların bol miktarda bulunması sonucu soğuk suların daha karanlık ve kasvetli görünümü oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak tropik sularda ise mercan kayalıkları sayılmazsa mikroskobik canlılar hemen hiç yoktur. Su daha saf ve temizdir. Bunun için de daha berrak ve mavi görünür. Tropik suların kıyılarının cam göbeği rengi ise dipteki kum tabakasının sarı renginin, sıcak suların berrak mavi rengiyle karışması sonucu oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz suyu ortalama olarak bir litresinde 35 gram tuz içerir. Kutup bölgeleri ve kapalı denizlerdeki ırmak ağızlarının yakınları bir yana bırakılırsa bu oran dünya genelinde büyük bir farklılık göstermez. Buna rağmen güneş ışığına bağlı olarak buharlaşma nedeniyle sıcak denizler biraz daha tuzludurlar. Ancak bu denizlerin daha mavi görünmelerinin ana sebebi tuz oranı değil sıcak olmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızıl rengi, Kızıl denizde kırmızı renkli yosunlar, Amerika’nın batı kıyılarında ise tek hücreli organizmalar yaratırlar. Denizlerin renklerinde deniz kirliliği de önemli bir etkendir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-8902217454198869453?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/8902217454198869453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/deniz-neden-mavidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8902217454198869453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8902217454198869453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/deniz-neden-mavidir.html' title='Deniz neden mavidir?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-8434766689780418384</id><published>2009-05-01T15:43:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:44:20.139-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>İstanbul da ki semtler ismini nasıl almış?</title><content type='html'>İstanbul da ki semtler ismini nasıl almış?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aksaray – Aksaray’dan gelenler buraya yerleştirilmiştir. Bu semt adını bu günkü Aksaray Şehrinden gelenler vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahırkapı - Padişah sarayının sonunda ki has ahırın (Padişahın atlarının barındığı ahır) yanında olduğu için Ahır Kapısı diye anılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akaretler - Sultan Abdulaziz Taşlıkta Aziziye camiinin giderlerini karşılamak üzere bir vakıf kurmuştur. Bu vakfa gelir sağlamak için de gelir getiren anlamında Akaretler yaptırmayı planlamıştır. Bu planı bitirmek ise II.Abdulhamit’e nasip olmuştur. Bu yüzden semtede Akaretler denmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altunizade - Altunizade İsmail Zühtü Paşa’nın yaptırdığı cami, semtinde bu adla anılmasına sebep olmuşştur. Zühtü Paşa’nın babası altın alım satımı ile iştigal ettiğinden Zühtü Paşa’ya da Altunizade denmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnavutköy – Önceleri, Boğaziçi’nin bu sevimli semtinde Arnavutlar oturduğu için buraya bu ad takılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ataköy - Ataköy’ün eski adı Baruthane dir. II.Mahmut tarafından buraya baruthane yapılmıştır. O zamanlar Ataköy (İstanbul’un dışı sayıldığından baruthane yapımı için uygun bir alan olarak görülmüştür.) Daha sonraları Emlak ve Kredi Bankası bu bölgeye 50 - 60 bin nüfuslu bir yerleşim yeri kurmuştur(1950). Yeni yerleşim yerinin adı da Ataköy olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayazağa - İsmini yeni çeri kethudası Ayaz Ağa’nın çiftliğinden almıştır. Abdulaziz döneminde buraya yaptırılan saray bugün binicilik okulu olarak kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılık Çeşmesi (Haydarpaşa’da) – Eskiden hac alayı bu çeşme çevresinde toplanır, oradan yola çıkardı. Hacca gidenler eşlerine, dostlarına orada veda ederek ayrılırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlarbaşı - Çok eskiden bir Ermeni manastırına ait bağların başladığı yermiş. Zamanla oraya Bağlarbaşı denmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balat - Rumca saray anlamına gelen palation sözcüğünden geldiği söylenir. Önceleri İstanbul’un kapılarından birine verilin bu ad, sonraları semtin adı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek - Fatih Sultan Mehmet Han buranın muhafazası için gönderdiği komutanın lakabından gelmektedir. (Bebek Çelebi Bebek Çavuş)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedesten - Arapça bir söz olan Bezzaz dan türetilmiştir. Bez, kumaş taciri, Manifaturacı anlamına geliyor. Kumaş tacirlerinin bulunduğu yere de bezzazistan denildiğinden. zamanla halk arasında ağza kolay gelmesinden dolayı bedestan’a dönüşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beylerbeyi – III. Murat devri beylerbeylerinden Mehmet Paşa’nın yalısını bulunduğu için köye bu ad verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihangir – Kanuni Sultan Süleyman pek sevdiği oğlu Cihangir için burada bir cami yaptırmıştı. Semt adını bu Cihangir Camisi’ nden almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba – Samsun Çarşamba ovasından gelenler yerleştirildiği için buraya da Çarşamba denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çengelköy – XIX. Yüzyılda Kaptan-ı deryalıklarda, valiliklerde bulunmuş, yiğitliğiyle tanınmış Çengeloğlu Tahir Paşa burada bir mescit yaptırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harem – Üsküdar Sarayı’ nın harem dairesine gidecekler bu iskeleye çıkarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydarpaşa – III. Selim vezirlerinden Haydar Paşa oradaki kışlayı yaptırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsaniye – Selimiye kışlası ile Karacaahmet arasındaki bu mahallenin bulunduğu yerde eskiden bir saray vardı. Padişah yıkılmaya yüz tutan bu sarayın arsasını halka “ihsan” ettiği (bağışlandığı) için semtin adı “İhsaniye” kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabataş – İskelenin bulunduğu yerde eskiden büyük bir taş vardı. Osmanlı devri ileri gelenlerinden “Köse Kahya” diye tanınmış Mustafa Necip çelebi bu taşı yontturup iskele haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy – Bugün Osmanağa Camisi diye anılan caminin yerinde eskiden Kadı Mehmet Efendi’nin yaptırdığı bir mescit vardı. Semtin adı bundan dolayı “Kadıköy” kalmıştır. Bugünkü camiyi I. Ahmet devrinde Babüssaade Ağası Osman Ağa yaptırmıştır. Diğer bazı kaynaklara göre Bizans’ın fethinden sonra burası İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’e bağışlanmış, bundan ötürüde semt “Kadıköy” adını almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanlıca - Bu bölgeye Kanuni Sultan Süleyman tarafından Anadoludan Türkmen ve göcebe bazı türk kabileleri getirtilip yerleştirilmiştir. Bu göçebelerin buraya yerleşmeleri kağnılarla olduğu ve çok uzun bir süre içinde ancak yerleşebildikleri için halk arasında bu bölgeye Kağnıca, sonralarıda Kanlıca denmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzguncuk – Fatih Sultan Mehmet devrinde, Kuzgun Baba diye anılan bir derviş burada oturmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksim - İstanbul sularının bir bölümünün buradan taksimi yapıldığı için burasıda suların taksimi (ayrımı) yapılan yer olarak kalmıştır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üsküdar – Farsça “Konak” anlamına gelir. Eskiden Anadolu’ya İran’a, Arabistan’a gidip gelen kervanlar burada konaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaniköy – Eski adı Papazbahçesi’ydi. IV. Mehmet, Şeyh-i Sultani Esseyit Mehmet Vani (Vanlı) ye bu yerleri hediye etti, o da kendisine burada bir yalı, bir iki ev yaptırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-8434766689780418384?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/8434766689780418384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/istanbul-da-ki-semtler-ismini-nasl-alms.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8434766689780418384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8434766689780418384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/istanbul-da-ki-semtler-ismini-nasl-alms.html' title='İstanbul da ki semtler ismini nasıl almış?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-1039319894262851840</id><published>2009-05-01T15:41:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:43:45.825-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dunya Alemi (Olup Bitenler)'/><title type='text'>Gökkuşağı Neden Yuvarlaktır?</title><content type='html'>Gökkuşağı Neden Yuvarlaktır?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrışmış renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş biz ve yağmur damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-1039319894262851840?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/1039319894262851840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/gokkusag-neden-yuvarlaktr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1039319894262851840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1039319894262851840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/gokkusag-neden-yuvarlaktr.html' title='Gökkuşağı Neden Yuvarlaktır?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-4146743600475691939</id><published>2009-05-01T15:39:00.002-07:00</published><updated>2009-05-01T15:41:15.354-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Yirmi yaş dişi neden geç çıkar?</title><content type='html'>Yirmi yaş dişi neden geç çıkar?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-4146743600475691939?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/4146743600475691939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/yirmi-yas-disi-neden-gec-ckar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4146743600475691939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4146743600475691939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/yirmi-yas-disi-neden-gec-ckar.html' title='Yirmi yaş dişi neden geç çıkar?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-6193926899967492656</id><published>2009-05-01T15:39:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:39:38.157-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Hücre nedir ?</title><content type='html'>Hücre nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse bütün canlılar hücrelerden oluşur. Hayvanların da, bitkilerin de hücreleri vardır . Bazı çok küçük canlılar tekhücrelidir . İnsan vücudunda milyarlarca hücre vardır . Bakteri gibi bazı hücreler öylesine küçüktür ki, ancak mikroskop altında görülebilir . Bir hücrenin başlıca üç bölümü vardır . Hücre zarı, hücrenin tümünü kuşatır . Su, oksijen ve besin hücre zarından hücreye girer . Atıklar da gene hücre zarından dışarı atılır . Sitoplazma, hücrenin iç bölümüdür . Yeni hücre yapmakta kullanılan malzemeyi üretir . Çekirdek, sitoplazmanın merkezinde yer alır. Yuvarlak ya da yumurta biçimlidir. Hücrenin gelişmesini denetler; özelliklerini belirler . Hücrenin kromozomları çekirdekte bulunur. Kromozomlardaki genler bitkinin ya da hayvanın kalıtsal özelliklerini belirler; yani gelişme sürecinde anne babasına benzemesini sağlar .Yaşlı hücreler ölürken, bunların yerini yenileri alır . Hücrelerin bölünerek çoğalması sürecine hücre bölünmesi denir .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-6193926899967492656?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/6193926899967492656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/hucre-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/6193926899967492656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/6193926899967492656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/hucre-nedir.html' title='Hücre nedir ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-7076558891012732981</id><published>2009-05-01T15:38:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:39:05.793-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>İnsan sesi nasıl oluşur ?</title><content type='html'>İnsan sesi nasıl oluşur ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Başta insan olmak üzere bütün omurgalılar ağız, akciğerler ve ses tellerini kullanarak ses çıkarır. İnsanın sesi konuşmasına, şarkı söylemesine, mırıldanmasına, bağırmasına olanak verir. İnsan sesinin oluşması için önce akciğerlerden gelen hava soluk borusuna dolar ve buradan dışarı çıkar. Soluk borusunun üst bölümünde gırtlak yer alır. Gırtlakta ses telleri bulunur. Sert lifleri andıran ses telleri tıpkı bir kemanın telleri gibi iş görür. Akciğerlerden gelen havayla titreşir ve insan sesinin çıkmasını sağlarlar. İnsanlar gırtlak kasları, ağız, dudak ve dişlerinin yardımıyla bu sesleri sözcüklere dönüştürürler .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-7076558891012732981?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/7076558891012732981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/insan-sesi-nasl-olusur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/7076558891012732981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/7076558891012732981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/insan-sesi-nasl-olusur.html' title='İnsan sesi nasıl oluşur ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-98989222856879960</id><published>2009-05-01T15:37:00.002-07:00</published><updated>2009-05-01T15:38:30.163-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Duyu organlarımız</title><content type='html'>Duyu organlarımız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlılar kendilerini ve çevrelerini etkileyen olayları duyularıyla fark ederler. İnsanın başlıca beş duyusu görme, işitme, dokunma, tat ve koku almadır. Bunların dışında basınç ve denge gibi duyuları ile örneğin ağrı ve açlık duymasını sağlayan iç duyuları da vardır . Duyular bir uyarana gösterilen tepkiyle harekete geçer. Örneğin sıcak bir tepsiye dokunmak bir uyarandır .Bu uyaranla harekete geçen duyu, sinirler aracılığıyla beyne bir haber iletir .Beyin de aldığı haberi çözerek, örneğin tepsinin sıcak olduğunu anlar .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-98989222856879960?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/98989222856879960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/duyu-organlarmz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/98989222856879960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/98989222856879960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/duyu-organlarmz.html' title='Duyu organlarımız'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-5368975766429570504</id><published>2009-05-01T15:37:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:37:37.940-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Bebeklerin göz renkleri neden değişir?</title><content type='html'>Bebeklerin göz renkleri neden değişir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yeni doğmuş bir bebek gözlerinin araladığında etrafa bakan o masum gözler ne şirindir değil mi?&lt;br /&gt;yeni doğan bebeklerin gözleri niye lacivert olurki?niye kahverengi mavi ela yeşil olmaz. ben sizlere bunu anlatacağım.&lt;br /&gt;Aslında yeni doğmuş bir bebeğin gözleri renkli değildir.Çünkü doğum esnasında bebeğin gözlerinde renk hücreleri bulunmazmış.Bu nedenle bebeğin gözleri hiçbir ışığı yakalayamaz ve gelen ışığı geri yansıtırmış.Bu yansıyan ışığın rengide mavimsi bi renkmiş.bu&lt;br /&gt;renk bebeğin gözüne vurduğunda gözünün lacivert görünmesine sebep olurmuş.&lt;br /&gt;Bebekler 8-9 aylık olduğunda gerçek göz rengine kavuşurmuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-5368975766429570504?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/5368975766429570504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/bebeklerin-goz-renkleri-neden-degisir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5368975766429570504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5368975766429570504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/bebeklerin-goz-renkleri-neden-degisir.html' title='Bebeklerin göz renkleri neden değişir?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-3192160642335529959</id><published>2009-05-01T15:35:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:35:58.224-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>En büyük kuş hangisidir ?</title><content type='html'>En büyük kuş hangisidir ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yürüyen bir kuş olan devekuşu, kuşların en irisidir. Uçan kuşların en irisi Albatros 'tur. Uçarken, kanat uçları arasındaki uzaklık 3 metreyi bulur. Gövdesi en ağır olan kuş da Akbaba dır. En küçük kuş ise, Güney Amerika’da yaşayan Arıkuşu (kolibri) adlı kuştur, bir kaşığın içine sığabilir. Bu minik kuş balözü ile beslenir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-3192160642335529959?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/3192160642335529959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/en-buyuk-kus-hangisidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3192160642335529959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3192160642335529959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/en-buyuk-kus-hangisidir.html' title='En büyük kuş hangisidir ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-4942954432329634884</id><published>2009-05-01T15:34:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:35:04.578-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Gözyaşı ne işe yarar ?</title><content type='html'>Gözyaşı ne işe yarar ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Otomobillerin ön camlarındaki silicileri düşünün. Yağmur yağdığı zaman ya da camlar tozlandığında, siliciler camları temizlerler. Gözlerimizdeki gözyaşı bezlerinin salgıladığı gözyaşı, tuzlu bir sıvıdır. Gözyaşı, göz küresinin kendi boşluğu içinde hareket etmesine yardımcı olur. Üzerine konan tozları ve yabancı maddeleri siler. Gözün nemli ve temiz kalmasını sağlar.Gözyaşının fazlası sürekli olarak solunum sırasında incecik bir kanalla burnumuza akar. Ağladığımız zaman çok olan salgı, gözümüzden akıp, yanaklarımızdan süzülür."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-4942954432329634884?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/4942954432329634884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/gozyas-ne-ise-yarar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4942954432329634884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4942954432329634884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/gozyas-ne-ise-yarar.html' title='Gözyaşı ne işe yarar ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-811629998394822966</id><published>2009-05-01T15:33:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:33:51.701-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Boğazımız nasıl çalışır?</title><content type='html'>Boğazımız nasıl çalışır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazımızın içinde soluk borusu denilen bir boru vardır.Bu boru havayı ciğerlerimize göndermemizi sağlar.Eğer soluk borumuza kazayla yiyecek kaçarsa soluk alamayıp tıkanabilir.Bu nedenle, biz yutkunurken küçükdil soluk borumuzu kapatır ve yiyeceklerin yemek borusundan aşağıya doğru gidip midemize ulaşmasını sağlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-811629998394822966?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/811629998394822966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/bogazmz-nasl-calsr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/811629998394822966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/811629998394822966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/bogazmz-nasl-calsr.html' title='Boğazımız nasıl çalışır?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-8703718864678029336</id><published>2009-05-01T15:32:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:32:28.978-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Neden banyo yapınca derimiz buruşur?</title><content type='html'>Neden banyo yapınca derimiz buruşur?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Elimizin iç tarafındaki ve ayaklarımızın altıntaki deri, vucudumuzun öbür kısmlarını kaplayan deriden daha kalındır.Bu deri uzun süre suda kaldığında süngerleşir.Parmağın ucundaki tırnak, parmağın o yöne doğru şişmesini engeller, bu yüzden parmak buruşur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-8703718864678029336?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/8703718864678029336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/neden-banyo-yapnca-derimiz-burusur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8703718864678029336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8703718864678029336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/neden-banyo-yapnca-derimiz-burusur.html' title='Neden banyo yapınca derimiz buruşur?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-1863052981308369801</id><published>2009-05-01T15:31:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:31:51.098-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Vücudunuz hakkında bilmedikleriniz</title><content type='html'>Vücudunuz hakkında bilmedikleriniz&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;* Vücudumuzda bulunan yağla 7 iri sabun kalıbı yapabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O kadar çok karbon taşırız ki bunları bir araya toplayıp kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kurşun kalem yapabiliriz. 2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla sülfürümüz, bir kaşık dolusu magnezyumumuz, 5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunmaktadır. Bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kaplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bebekken 270'den fazla kemiğimiz varken, büyüdükçe bunların bazısı birbiriyle kaynaşarak sonunda sadece 206 kemikle kalırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atışa göre, 70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere atmış ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan, damarlarımıza pompalamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Normal bir vücut ısısı ile dayanabileceği en sıcak suyun ısısı 110°C dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Normal bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 wattlık bir lambayı dakikalarca yakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Esmerlerde 120 bin, sarışınlarda ise 140 bin adet saç teli vardır. Her geçen gün başımızdan 80-150 arasında saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük havayı içimize çeker, 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yapılan araştırmalara göre 6 dakika su altında kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sıfırın altında 103 derecelik bir soğuğa karşı koyabiliriz. 30 gün aç 110 saat da uykusuzluğa dayanabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tırnaklarımız bir yılda 3,75 metre kadar uzar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsan doğduktan bir kaç gün sonraya kadar, hiç birşey duymayacak kadar sağırdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-1863052981308369801?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/1863052981308369801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/vucudunuz-hakknda-bilmedikleriniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1863052981308369801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1863052981308369801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/vucudunuz-hakknda-bilmedikleriniz.html' title='Vücudunuz hakkında bilmedikleriniz'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-1193836234854268670</id><published>2009-05-01T15:29:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:29:19.890-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Erkek ve kadının vücut farkları</title><content type='html'>Erkek ve kadının vücut farkları&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İki cinsin de vücut ve organ yapılarıyla ilgili gerçekleştirilen bir araştırma ilginç sonuçlar ortaya koydu. Buna göre, kadınlara göre daha ’su’lu ve ‘kan’lı olan erkek, boyda, kiloda ve el uzunluğunda karşı cinse fark atarken, kadına oranla daha kısa yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeğin beyni yüzde 14 oranında daha ağır. Erkeğin kalbi de daha büyük ancak, yavaş atıyor. Erkeğin kalbi dakikada ortalama 72, kadının kalbi ise 80 kez çarpıyor. Erkeklerde 4.5 litre kana karşılık, kadınlarda 3.6 litre kan bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibaret iken, kadınlarda ise bu oran yüzde 50-60 arasında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkekler hareketsiz vaziyette, vücudun metrekaresi başına ortalama 39.5 kalori, kadınlar ise 37 kalori yakıyor. Erkek günlük 2 bin 700 kaloriye, kadın ise 2 bin kaloriye ihtiyaç duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeklerde, kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu var. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27’sini, erkeklerde yüzde 15′ini oluşturuyor. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg daha fazla yağ bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkekler, hayatları boyunca ortalama olarak kadınlardan 40 gün daha az hastalanıyor.&lt;br /&gt;-Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derisi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Her 105 erkek çocuğa karşılık 100 kız çocuk doğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkek beyni yüzde 14 oranında daha ağır. Buna karşılık kadınların iki beyin yarım küresindeki iletişim daha iyi olup, beyindeki kan dolaşımı da daha sağlıklı gerçekleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkek elinin ortalama uzunluğu 19.7 santimken, kadın eli ise 17.3 santimetre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkekler ileri yaşlara kadar, kadınlar ise menopoza kadar (yaklaşık 50 yaş civarı) dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kadınların yüzde 20’sinde, erkeklerin ise sadece yüzde 8′inde safra kesesi taşı oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanıyor. 55 yaşındaki bir kadın, beden gücünün yüzde 90′ına sahip. Oysa aynı yaştaki erkekte bu oran yüzde 70.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-35 yaşındaki erkeğin damar sistemi, 50 yaşındaki kadınınkine eşdeğer. Buna karşılık, kadında sadece cilt daha ince olduğu için daha erken yaşlanıp kırışıyor. Kadınlar yaşlanma olayını, psikolojik olarak erkeklerden daha güçlükle kabulleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkekler, kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas hücresine sahip bulunuyor. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 katı artıyor. Erkek vücudunun yüzde 40′ı, kadın vücudunun yüzde 35′i kaslardan oluşuyor. Kadınlardan üçte bir oranında daha güçlü olan erkekler, bacakları daha uzun ve daha kaslı olduğu için kadınlardan daha iyi koşup daha uzağa zıplayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ortalama erkek 175 santim boyunda ve 73.5 kg ağırlığında. Göğüs çevresi 98.5 santim, beli 80.4 santim. Ortalama kadın 160 santim boyunda olup 61.2 kg’dir. Göğüs çevresi 90.1 santim olup kalça genişliği 96.5 santim ve beli de 74.3 santimdir.&lt;br /&gt;-Gırtlaktaki ‘Adem elması’ adı verilen çıkıntı da sadece erkeklere hastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-”KADINLAR DAHA UZUN ÖMÜRLÜ”&lt;br /&gt;Erkekler dakikada ortalama 16 kez, günde de 23 bin kere soluk alıp veriyor. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez, günde 30 bin kez kere nefes alıp veriyor. Her iki cins de 12 bin litre hava soluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkekler ortalama 71.5 yıl, kadınlar 78 yıl yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeklerde 4.5 litre, kadınlarda 3.6 litre kan bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeklerin 140/88 olan tansiyonu da kadınlarınkinden yüksek. Bu değer kadınlarda 130/80 şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri de daha oynaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kadınların ses telleri daha kısa olduğu için sesleri de daha tizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler parlak ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kadınların saçları daha sık ve telleri daha dirençlidir. Saç kökleri kafa derisinden 2 milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kadınlar daha çok antikor üretir, bu sebeple de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron üretmesinden kaynaklanır. Bu hormon yağ bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla sivilceye sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sadece her 4 AIDS hastasından biri kadındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kadınlar, deri altındaki yağ tabakasının fazlalığı sebebiyle erkeklerden daha iyi yüzer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-1193836234854268670?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/1193836234854268670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/erkek-ve-kadnn-vucut-farklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1193836234854268670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1193836234854268670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/erkek-ve-kadnn-vucut-farklar.html' title='Erkek ve kadının vücut farkları'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-1568413157233250468</id><published>2009-05-01T15:28:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:28:32.719-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Uyurken beynimizde neler oluyor?</title><content type='html'>Uyurken beynimizde neler oluyor?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Eğer bir insanın başına ‘elektroensephalograf’ (ezberlemeniz gerekmez!) adını taşıyan bir cihaz bağlarsanız, o insanın yaydığı beyin dalgalarını kaydedebilirsiniz. Uyanık ve hareketsiz durumdaki bir insanın beyni, saniyede 10 kez salınım yapan ‘alfa’ dalgaları yayar. Hareketli bir insanın beyni ise, şahmını iki kez fazla olan ‘beta’ dalgalan yayar. Uyku sırasında ise beyin, salınımları çok daha az olan iki tür dalgayı, ‘teta’ ve ‘delta’ dalgalarını yayar. ‘Teta’ dalgalarının sa-lınımı saniyede 3.5 ila 7 arasında olup, ‘delta’ dalgalarmınki saniyede 3.5′tan azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın uykusu derinleştikçe, beyin dalgaları da yavaşlar. İnsanda en derin ve uyandırılmasmın en zor olduğu uyku zamanında, beyin artık ‘delta’ dalgaları yaymaya başlamıştır. Şimdi geldik işin en ilginç yönüne. İnsan gece uykudayken çeşitli zamanlarda beklenmeyen şeyler oluşur. İngilizce’deki ‘Hızlı Göz Hareketleri’ kelimelerinin baş harflerinden alınarak ‘REM’ uykusu da denilen ve insanların çoğunluğunda bir gecede 3-5 kez görülen bu safhada, beyin dalgaları uyanık bir insa-nınki kadar hızlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanı veya bir köpeği REM uykuları sırasında seyrederseniz, gözlerinin öne ve arkaya hızla titrediğini görürsünüz. REM uykusu safhasında köpeklerin çoğunda, insanların ise bir kısmında, kollarda, bacaklarda ve yüz kaslarında seğirmeler de görülebilir. Rüya REM uykusu safhasında olur. Bu safhadaki bir insanı uyandırırsanız, rüyasını çok canlı olarak hatırlar ve anlatabilir. REM safhası dışındaki uykularda insanlar genellikle rüya görmezler. Geceleri iyi bir uyku çekebilmek için, hem REM, hem de bunun dışındaki safhaların birlikte yaşanması gereklidir. REM kısmı uyku süresinin yüzde 25 kadarını kapsamalıdır. Normal uykudaki bir REM veya rüya bölümü 5 ila 30 dakika sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku ilaçlan daha çabuk ve derin uyumanızı sağlayabilirler ama uykunuzun ve özellikle de REM kısmının kalitesini değiştirirler. Uykudan önce alınan alkol de beynin dalga yayma sistemini ve düzenini etkiler. Düzenli bir uyku için insan her zaman aynı saatte yatmalı, hafta sonlan da dahil aynı saatte uyanmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-1568413157233250468?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/1568413157233250468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/uyurken-beynimizde-neler-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1568413157233250468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1568413157233250468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/uyurken-beynimizde-neler-oluyor.html' title='Uyurken beynimizde neler oluyor?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-5504865924307477089</id><published>2009-05-01T15:27:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:28:00.625-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Her açtığımızda neden ALO deriz?</title><content type='html'>Her açtığımızda neden ALO deriz?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Telefonu açışımızda kullandığımız “Alo” sözcüğünün Allessandra Lolita Oswaldo isimli kişinin kısaltılmış adı olduğunu biliyor muydunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, neden bir başkasının değil de Allessandra Lolita Oswaldo'nun ismi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonu icat eden Graham Bell, ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu “Ale Lolos” diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu: “Alo!” Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla baş başa bırakıp onu terk etti. Yaşlı Bell, sevgilisinin bir gün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Bell'i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu “Alo” diyerek açıyor ve herkes “Alo” diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak “Alo” demeye başladı. Bugün hepimizin kullandığı “Alo” sözcüğü işte buradan geliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-5504865924307477089?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/5504865924307477089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/her-actgmzda-neden-alo-deriz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5504865924307477089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5504865924307477089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/her-actgmzda-neden-alo-deriz.html' title='Her açtığımızda neden ALO deriz?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-4160190059238944628</id><published>2009-05-01T15:26:00.002-07:00</published><updated>2009-05-01T15:27:20.976-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Damarlarımız neden mavidir?</title><content type='html'>Damarlarımız neden mavidir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-4160190059238944628?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/4160190059238944628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/damarlarmz-neden-mavidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4160190059238944628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4160190059238944628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/damarlarmz-neden-mavidir.html' title='Damarlarımız neden mavidir?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-3814179676762882176</id><published>2009-05-01T15:26:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:26:28.673-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Gözler neden farklı renktedir?</title><content type='html'>Gözler neden farklı renktedir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnsanların gözlerinin sadece iris denilen orta tabakası renklidir. İrisin ortasında göz bebeği vardır ve ışık bu açıklıktan içeri girerek gözün arkasına geçer. Saydam tabakanın arkasında yer alan iris, kaslar sayesinde, gelen ışık miktarına göre göz bebeğinin boyutlarını değiştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrisin renkli olmasının sebebi içindeki pigmentlerdir. İris renksiz olsaydı gözümüze gelen ışık içerden tekrar dışarı yansıyarak görüşümüzü bozardı. Renkli olması nedeniyle bu yansımayı önler veya en aza indirir. Gözün renginin görme fonksiyonuyla alakası yoktur. Yansımayı önleme görevi için mavi olmuş, kahverengi olmuş fark etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrise rengini veren ‘melanin’ denilen bir pigmenttir. Pigmentlerin iris hücrelerinde dağılışları gözün rengini belirler. Eğer bir gözde bunların sayısı çoksa gözün rengi kahverengi, azsa mavi olur. Yeşil gözleri koyu bir zemin üzerindeki yağlı pigmentlerin sarımtırak noktalan oluştururlar. Yeşil göz hayranları için bu renge yağın sebep olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koyu renk saçlı ve derili insanların vücutları daha çok melanin ürettikleri için gözleri de genellikle kahverengidir. Açık tenlilerin gözleri ise melanin azlığından mavi veya yeşil olur. Ancak unutulmamalı ki göz renginde kalıtım ve genler çok önemli rol oynarlar. Koyu renkli bir insan yedi göbek gerideki mavi gözlü bir büyüğünün göz rengini alabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz renginin göze giren ve retinaya ulaşan ışık miktarı ile bir ilgisi olmadığı gibi görüş kapasitesi üzerinde de etkisi yoktur. Melanin eksikliği olan ve ‘albino’ diye adlandırılan beyaz saçlı, kirpikli hastaların gözleri ışığa çok hassastırlar. Buradan melaninin gözde ışığa karşı bir koruma işlevi yürüttüğü de anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğdukları zaman bebeklerin gözleri mavi veya laciverttir. Bunun sebebi vücutlarının henüz yeterli pigment üretmeye başlamamış olması ve irisin moleküler yapısı nedeniyle sadece mavi rengi yansıtmasıdır. Bu durum birkaç ay içinde değişir, melanin üretimi ile beraber bebekler ömür boyu sahip olacakları göz rengine kavuşurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanların göz renkleri ortada bir sebep yokken değişebilir. Bilimsel olarak göz renkleri maviden kahverengiye 15 dereceye ayrılır. Araştırmacılara göre Kafkasya kökenli yetişkinlerin yüzde 10-15′inin göz renklerinde sonradan değişim görülüyormuş ama 15 derecelik skalada 3 dereceyi geçmediği için çok belirgin bir renk farkı oluşmuyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gözün farklı renklerde olması, kedi ve köpeklerin bazı türlerinde yaygınken insanlarda çok nadir görülür. Genellikle genetik kökenlidir ve görüş kapasitesini etkilemez. Tarihte Büyük İskender’in gözlerinin de farklı renklerde olduğu rivayet edilir. Aynı renkteki gözlerden birinin sonradan farklı renge dönüşmesi ise çok ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-3814179676762882176?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/3814179676762882176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/gozler-neden-farkl-renktedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3814179676762882176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3814179676762882176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/gozler-neden-farkl-renktedir.html' title='Gözler neden farklı renktedir?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-3305362063363854672</id><published>2009-05-01T15:23:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:23:57.855-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Sualtında Nefes Almak</title><content type='html'>Sualtında Nefes Almak&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nefes alıp vermemizin amacı vücudumuzun oksijen ihtiyacını karşılamaktır. Oksijen vücudumuzun yakıtının yani gıdaların ve yiyeceklerin yakılmasında kullanılır. Nefes alırken ciğerlere alınan havada oksijen miktarı yüzde 21, dışarı verilende ise yüzde 16′dır.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi suyun formülü H2O’dur. Suda bulunan iki elementten biri hidrojen diğeri oksijendir. O halde havadaki oksijeni alabiliyoruz da sudakini niçin alamıyoruz? Balıklar bunu nasıl beceriyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elementlerin ilginç bir kimyasal özellikleri vardır. İki veya daha fazla element bir araya gelip kimyasal bir reaksiyona girdiklerinde, ortaya, onu meydana getiren elementlere benzemeyen yeni bileşimler çıkar. Aynı elementlerin değişik kombinasyonlarla meydana getirdikleri değişik bileşenlerin birbirleri ile alakaları yoktur, her yönden çok farklıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, karbon, hidrojen ve oksijenin birleşmelerini ele alalım. 6 karbon, 12 hidrojen ve 6 oksijen birleşince ortaya çıkan glikozun, 2 karbon, 4 hidrojen ve 2 oksijenin birleşmesinden oluşan sirke ile yakından uzaktan bir benzerliği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde hidrojen ve oksijenden oluşmuş su da farklı özellikler taşır ve içindeki oksijen artık bizim ciğerlerimizde kullanabileceğimiz şekilde değildir. Zaten balıklar da suyun yapısındaki oksijeni kullanmazlar. Onların suyun altında soludukları oksijen, suda çözülmüş, gaz halindeki oksijendir. Bu oksijenin sudaki çözülmüş şekli, bira, soda ve kola gibi içeceklerin içindeki, kapağı açınca kabarcıklar halinde dışarı çıkan karbondioksite benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıklar sudaki çözülmüş oksijeni solungaçları vasıtasıyla alırlar. Aslında bu iş balıklar için kolay değildir ama soğukkanlı hayvanlar olduklarından oksijen ihtiyaçları da pek fazla değildir. Balina gibi sıcakkanlı hayvanlar ise oksijeni insanlar gibi havadan alırlar çünkü onlar için solungaçlar yoluyla sudan oksijeni yeterli miktarda temin edebilmek imkansızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyun içindeki oksijen miktarı az olduğundan ciğerlerimizin yüzey alanları yeterli oksijeni alacak kadar geniş değillerdir. Yoksa ciğerler sıvıların içindeki oksijeni alabilecek özelliktedirler. Örneğin, içinde zengin miktarda çözülmüş oksijen bulunan flora karbon adlı sıvının içindeki oksijeni rahatlıkla alabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak su, oksijenden meydana gelmiş olsa bile 2 adet hidrojenle yaptığı bağlantıdan dolayı içinden oksijeni çıkartıp almak ve solumak mümkün değildir. Balıklar gibi yapıp içinde çözülmüş halde bulunan oksijeni almaya kalkınca da bunun miktarı vücudumuzun ihtiyacını karşılamıyor. Yani asıl sorun ciğerlerimizde değil suyun kendisinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-3305362063363854672?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/3305362063363854672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/sualtnda-nefes-almak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3305362063363854672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/3305362063363854672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/sualtnda-nefes-almak.html' title='Sualtında Nefes Almak'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-5119930276036894988</id><published>2009-05-01T15:22:00.003-07:00</published><updated>2009-05-01T15:22:54.773-07:00</updated><title type='text'>Suyun altında niçin bulanık görürüz?</title><content type='html'>Suyun altında niçin bulanık görürüz?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır. Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık, havadan suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayar lanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kınlamaz, görüntü retinada tam odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-5119930276036894988?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/5119930276036894988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/suyun-altnda-nicin-bulank-goruruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5119930276036894988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5119930276036894988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/suyun-altnda-nicin-bulank-goruruz.html' title='Suyun altında niçin bulanık görürüz?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-2088002596168254993</id><published>2009-05-01T15:22:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:22:23.641-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?</title><content type='html'>Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor? Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur. Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba? Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır. Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-2088002596168254993?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/2088002596168254993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/vucudumuz-ssn-nasl-ayarlyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/2088002596168254993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/2088002596168254993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/vucudumuz-ssn-nasl-ayarlyor.html' title='Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-4609796555873694717</id><published>2009-05-01T15:18:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:20:52.731-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Neden Kabus Görürüz ?</title><content type='html'>Neden Kabus Görürüz ? &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kimse derin bir uykudan yatağında bir yılan ya da alevler içinde kaldığını görerek uyanmak istemez. Kötü rüyalar –hatta daha kötüsü kabuslar- sinir bozucu olmakla kalmayıp bütün bir uykuyu, hatta bazen hayatınızı etkisi altına alabilir. Genelde çocuklarda daha yaygın olmasına rağmen kötü rüyalar hayat boyu sürebilir. İşte kabus görmemizin altı nedeni: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Kaygı ve Stres &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle travmatik bir olay sonucunda ortaya çıkan kaygı ve stres, kabus görmenin temel nedenlerinden. Önemli bir ameliyat veya hastalık, sevilen birinin kaybı, kötü bir kazada kurban veya tanık olmak kabus görmenize neden olabilir. Fakat kabusun nedeni sadece travmatik olaylar değil. İşle alakalı veya ekonomik kaygılar, boşanma veya taşınma gibi büyük yaşam değişiklikleri, kısaca gündelik kaygılar da kabus nedeni olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Acı ve Baharatlı Yemekler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyi ne zaman yediğimizin gördüğümüz rüyalar üzerinde büyük etkisi var. Acı ve baharatlı yemekler vücut sıcaklığını ve metabolizma faaliyetlerini arttırarak uykuda rahatsız olmanıza sebep olabilir. Bu aynı zamanda yatma vaktinden kısa bir süre önce yemek yiyenlerin genelde kabus görmelerinin de nedeni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Yiyeceklerdeki Yağ Oranı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin olmamakla birlikte, araştırmalar gösteriyor ki, gün içinde ne kadar yağ oranı yüksek yiyecek tüketilirse, kötü rüya görme olasılığı da o kadar artıyor. Daha çok organik besinlere ağırlık verenler, gün boyu abur cubur tükenlere oranla daha seyrek kabus görüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Alkol &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alkol, kısa vadede, uykuya daldırmakta etkili olsa da, erkenden uyanmaya sebep olduğu için zararlıdır. Fazla alkol tüketimi, kabus görmenin sebeplerinden biridir. Aynı zamanda, kabuslar, alkolu bırakan bünyelerde de sıklıkla görülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) İlaçlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antidepresanlar, yatıştırırlar, ve uyuşturucular gibi kimi ilaçlar, yan etki olarak kabusa sebep olabilir. Örneğin, bir araştırmada, "Ketamin" adı verilen ve uyuşturucu olarak kullanılan maddeye bakıldığında, kötü rüyalara sebep olduğu anlaşılmıştır. Benzer biçimde, sıtma hastalığının yaygın olarak görüldüğü bir ülkeye seyahat eden bir kişi "Lariam" adı verilen maddeyi kullandığında, ilginç kabuslar görebilir. Genellikle kabuslar, hap kullanımı kesildiğinde, ortadan kaybolmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6)Hastalık &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip gibi ateşli hastalıklar, bazen kabuslara sebep olabilir. Uykuda nefesin kesilmesi ya da çok uyumak gibi diğer uyku bozuklukları da kabus görme sıklığını arttırır. Kötü rüyalar ya da kabuslar, belirli ölçüde olduğu sürece normal karşılanırken, uzmanlar, şiddet ve sertlik içeren rüyaların sıklıkla görülmesi halinde, bir terapiste danışılması gerekliliğini savunuyorlar. Ancak, tatlı uykular için yapılabilecek ilk adım, bu altı faktörü ortadan kaldırmaya çalışmaktır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-4609796555873694717?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/4609796555873694717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/neden-kabus-goruruz_01.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4609796555873694717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4609796555873694717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/neden-kabus-goruruz_01.html' title='Neden Kabus Görürüz ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-4792617497841904501</id><published>2009-05-01T15:17:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:17:24.523-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Dinozorlar var mıdır ?</title><content type='html'>Dinozorlar var mıdır ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinozorlar milyonlarca yıl önce yaşamış olan çok iri sürüngenlerdi. Bilim adamları yere gömülü çok sayıda dinozor kemiği buldular . Bunları inceleyerek dinozorlara ilişkin pek çok bilgi elde ettiler . İlk dinozorlar yaklaşık 180 milyon yıl önce yaşadı. O zamanlar Dünya bugüne göre çok daha sıcaktı. Karalar bataklıklarla kaplıydı. Diplodokus gibi bazı dinozorlar bitkiyle besleniyordu. Dört ayağı üstünde yürüyen bu otçul dinozorun uzunluğu 27 metreydi. Bazı ''' dinozorlar da et yiyordu. Etçil dinozorlardan , gorgozor arka ayakları üstünde durabiliyordu. Boyu 9 metreydi. Bu hayvan öbür dinozorları da yiyiyordu. Birçok otçul dinozor etçil dinozorlara karşı zırhlanmıştı. Ömeğin 5,5, metre uzunluğundaki ankilozorun sırtı kemik levhalarla kaplıydı. Bu levhalar düşmanlarını kandırmaya yarıyordu. Çünkü yere çöken ankilozor tıpkı bir kaya gibi görünüyordu. Dinozorların neden yok olduğu belirsizdir . Ama birçok bilim adamına göre Dünya'ya büyük bir göktaşı çarpmış, gökyüzünü saran toz ve duman örtüsü Güneş ışığını engellemiş, önce bitkiler , ardından da aç kalan otçul ve etçil dinozorlar ölmüştü&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-4792617497841904501?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/4792617497841904501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/dinozorlar-var-mdr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4792617497841904501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4792617497841904501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/dinozorlar-var-mdr.html' title='Dinozorlar var mıdır ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-7730365325445693048</id><published>2009-05-01T15:14:00.002-07:00</published><updated>2009-05-01T15:15:03.512-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Çekirgeler hakkında bilmedikleriniz</title><content type='html'>Çekirgeler hakkında bilmedikleriniz&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çekirgeler çok gürültücü böceklerdir . Yakın akrabaları cırcırböcekleriyle birlikte tür sayıları 1O bini aşar . Renkleri genellikle yeşil ya da kahverengimsidir . Çekirgelerin üç çift bacağı vardır . Arka bacakları sıçramaya çok elverişlidir. Bazıları bir kerede 1 metre sıçrayabilir . Çoğu arka bacaklarını kanatlarına sürterek ses çıkarır . Cırcırböcekleri ise ses çıkarmak için kanatlarını birbirine sürter . Genellikle erkeklerin çıkardığı bu sesler dişilerin dikkatini çekmeye yarar . Göçmen çekirgeler bazen büyük sürüler oluşturur ve tarım ürünlerine zarar verir .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-7730365325445693048?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/7730365325445693048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/cekirgeler-hakknda-bilmedikleriniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/7730365325445693048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/7730365325445693048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/cekirgeler-hakknda-bilmedikleriniz.html' title='Çekirgeler hakkında bilmedikleriniz'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-8969005948457944673</id><published>2009-05-01T15:14:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:14:19.102-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Karıncaları tanıyor musunuz ?</title><content type='html'>Karıncaları tanıyor musunuz ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Böceklerin çoğu yalnız yaşar. Oysa karıncalar koloni denen geniş topluluklar oluşturur. Bazı kolonilerde yarım milyon karınca vardır. Karınca kolonilerinin çoğu toprağın içinde ya da kayaların altında bulunur. Ama bazı karıncalar çürüyen ağaç kütüklerinin, ağaç gövdelerinin ve yaprak yığınlarının içinde yuvalanır. Genç işçi karıncalar yuvada kalarak yumurtalarla yavruların bakımını üstlenir. Daha yaşlı olanlar yiyecek bulup getirmeye gider. Her karınca kolonisinde bir ana karınca vardır. Bu dişi karınca öbür karıncalardan daha iridir ve daha uzun yaşar. Bazen 15 yıl yaşayabilirler. Ana karınca, ömrünün çoğunu yumurtlayarak geçirir. Karıncaların 8 bini aşkın türü vardır. Bunlar yeryüzünün hemen her yerinde yaşar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-8969005948457944673?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/8969005948457944673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/karncalar-tanyor-musunuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8969005948457944673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8969005948457944673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/karncalar-tanyor-musunuz.html' title='Karıncaları tanıyor musunuz ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-4062097558068360534</id><published>2009-05-01T15:12:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:13:42.149-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Kuş Deyip Geçmeyin</title><content type='html'>Kuş Deyip Geçmeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eminim hepiniz göç eden kazları havada süzülürken görmüş,'V’ şeklinde bir formasyonda uçtuklarını fark etmişsinizdir.Bilim adamları araştırmış,'Bu kazlar neden 'V’ şeklinde uçarlar? Sonuçta kazların hiçte kaz kafalı olmadıkları ortaya çıkmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'V’ formatında uçarken, kanat çırpan kuş hemen arkasındaki kuş için onu kaldıran hava akımı oluşturuyor. 'V' şeklinde uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışlarındaki hava akımını kullanarak, uçuş menzillerini yüzde 71 oranında uzatıyorlar. Yani tek başlarına gidebilecekleri maksimum yolu neredeyse ikiye katlıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaz grubu, 'V' grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü kaldıraçla hava akımının dışına çıkmış oluyor. Bu yüzden tek kalan kaz hemen 'V' ye katılıyor ve onun gücünü kullanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta giden 'V' lideri yorulduğunda hemen arkaya geçiyor ve arkasındaki lider konumuna geçiyor. Bu değişikliği sürekli yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerideki kuşlar grup yavaşladığında bağırarak öndekileri ikaz ediyorlar. 'V' formasyonundaki bir kus hastalanır yada bir avcı tarafından vurulursa, düşen kusa yardim etmek üzere formasyondan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere yanına gidiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar uçabilene -yada ölümüne- kadar onunla beraber kalıyorlar. Sonra bir başka 'V' formasyonuna katılıp, kendi gruplarına ulaşıncaya kadar onlarla beraber uçuyorlar"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-4062097558068360534?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/4062097558068360534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/kus-deyip-gecmeyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4062097558068360534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/4062097558068360534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/kus-deyip-gecmeyin.html' title='Kuş Deyip Geçmeyin'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-249689194815888820</id><published>2009-05-01T15:11:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:12:29.895-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Sivrisinekler insanı neden sokar?</title><content type='html'>Sivrisinekler insanı neden sokar?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dünyada yaklaşık üç bin sivrisinek türü olduğu bilinmektedir. Bunların çoğu insana saldırmaz. Zaten aksi olsaydı dünyanın her yerinde bulunabilen bu yaratıklar ormanda, dağda, insan bulunmayan yerlerde yaşamlarını idame ettiremezlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların kanlarını emerek yaşayan sivrisinek türlerinin yalnız dişileri kan emer. Dişiler de insanların kanlarını kendi yumurtalarını üretebilmek için protein sağlayabilmek amacıyla emerler. Birçok cinste dişi sivrisinekler en azından ilk yumurtalarını kana ihtiyaç duymadan üretebilirler, fakat sonraki yumurtaları için kana ihtiyaçları vardır. Bulabildikleri her canlının kanını emerler, hatta deniz yüzeyine gelen balıklar bile ellerinden kurtulamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler çiçek özleri ile beslenirler. Yumurta üretme gibi bir dertleri olmadığından insanları sokmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişi sivrisinekler avlarının yerlerini duyargaları ve üç çift bacaklarındaki alıcılarla bulurlar. Alıcılar ile nem, ter ve ısı özelliklerini saptarlar. Sivrisineğin duyargaları bir santigradın binde biri kadar sıcaklık değişimlerini algılayabilecek kadar hassastır. Dişi sivrisinekler insanın nefes verirken çıkardığı karbondioksit bulutu içinde, ileri geri hareketler yaparak bu bilgileri değerlendirirler, avın yararlı olacağına karar verirlerse eyleme geçerler. Bazılarının ’sivrisinek bana dokunmaz’ demelerinin esas nedeni ter ve nefes kokularının, sivrisinek için cazip ve özendirici olmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivrisinek sanıldığı gibi içi delik ve sivri uçlu bir boruyu deriye sokarak kanı emmez. Sivrisinekte ağzın altındaki kesede iki tüp, iki de neşter olarak kullandığı testere ağızlı bıçak vardır. Önce bıçaklarla deride delik açar, sonra tüplerden biri ile tükürüklerini bu deliğin içine akıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tükürük insan kanının pıhtılaşmasını önler, böylece ikinci tüpü sokarak, sıvı kanı size fark ettirmeden kolayca emer. Eğer bir dakika içinde hala fark etmediyseniz, deposu kanınızla dolu olarak, kafayı bulmuş şekilde derinizden ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivrisinekleri tahrik eden şey nefesinizdeki karbondioksit oranı ile derinizdeki ısı ve nem oranı olduğundan, özellikle geceleri sivrisinek hücumlarını geçiştirebilmek için, çok sık nefes alışverişi gerektirecek fiziksel hareketler yapmamanız, teninizi serin ve kuru tutmanız gerektiğini unutmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-249689194815888820?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/249689194815888820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/sivrisinekler-insan-neden-sokar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/249689194815888820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/249689194815888820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/sivrisinekler-insan-neden-sokar.html' title='Sivrisinekler insanı neden sokar?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-5099635197509195897</id><published>2009-05-01T15:08:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:10:37.130-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Hayvanlarin Yaptiklari &amp; Yapamadiklari</title><content type='html'>Fareler kusamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yılanlar duyamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zürafalar yüzemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Karıncalar uyumaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kirpiler suda batmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kutup ayıları solaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sineklerin 5 gözü vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yunuslar gözleri açık uyurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Develerin üç tane kalbi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zürafaların ses telleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zürafaların dili 35 cm kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Filler zıplamayan tek memelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Istakozların kani mavi renktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kangurular geri yürüyemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sığırların dört tane midesi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kediler şeker tadını ayırt edemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Atlar bir ay kadar ayakta kalabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 2,600 kadar değişik cins kurbağa vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Baykuş, mavi rengi görebilen tek kustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-5099635197509195897?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/5099635197509195897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/hayvanlarin-yaptiklari-yapamadiklari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5099635197509195897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5099635197509195897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/hayvanlarin-yaptiklari-yapamadiklari.html' title='Hayvanlarin Yaptiklari &amp; Yapamadiklari'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-8998473341289413821</id><published>2009-05-01T15:06:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:16:20.286-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Hayvanlarla ilgili kisa &amp; onemli gercekler</title><content type='html'>Ateş böceği :&lt;br /&gt;ateş böceklerinin ürettiği ışık tamamen soğuktur ve ısı kaybı yoktur&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Örümcek ağının dünyanın en dayanıklı maddesi olduğunu biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;teori ne demektir?&lt;br /&gt;Bunun cevabı insan aklının alamayacağı şeylerdir mesela;uzaydaki herşeyi bilmek aklımız alırmı sizce&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Köpekbalıklarının kendi çevrelerinde 30 metrelik bir alanın dışını göremediklerini ve koku alamadıklarını;ama su içinde ses dalgalarını yayan en zayıf çırpıntıları bile hemen algılıyabildiklerini biliyor muydunuz??&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;hapsurunca kalbimizde neden farklılık hissederiz?:-)&lt;br /&gt;çünkü hapşurun alyuvar ve akyuvarlar birbirine karışır kalp kan pompalamayı bırakır ve sadece vücuttaki pisliği dışarı atar o yüzde hapşurunca kalbimiz durur&lt;br /&gt;Hayvanlar Aleminin Bilinmeyenleri&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;*Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;*Çekirgenin kulağı dizindedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;*Kuşlara elektrik çarpmaz; çünkü elektrik onların tüyünden geçemez.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;*Sinekkuşları, saniyede tam 60 kere kanat çırparlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kırkayakların aslında hiçbir türünde kırk adet ayak bulunmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-8998473341289413821?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/8998473341289413821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/hayvanlarla-ilgili-kisa-onemli-kisalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8998473341289413821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/8998473341289413821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/hayvanlarla-ilgili-kisa-onemli-kisalar.html' title='Hayvanlarla ilgili kisa &amp; onemli gercekler'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-1097048304680810916</id><published>2009-05-01T15:04:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T15:11:10.942-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayvanlar Alemi'/><title type='text'>Kuş tüylerinin yapısı</title><content type='html'>Kuş tüylerinin yapısı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia eden evrim teorisi, bu iki ayrı canlı sınıfı arasındaki dev farkları asla açıklayamamaktadır. Kuşlar; içi boş hafif kemiklerden oluşan iskelet yapıları, kendilerine özgü akciğer sistemleri, sıcakkanlı metabolizmaları gibi özellikleriyle sürüngenlerden çok farklıdır. Kuşlarla sürüngenlerin arasına aşılmaz bir uçurum koyan bir başka özellik ise, tamamen kuşlara has bir yapı olan tüylerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüyler kuşları bu kadar ilginç kılan estetik unsurlardan en önemlisidir. “Tüy gibi hafif” sözü tüyün o zarif yapısındaki mükemmelliği açıklar niteliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temelde protein yapısına sahip olan tüyler keratin adı verilen bir maddeden yapılmıştır. Keratin, derinin alt tabakalarındaki yaşlı hücrelerin besin ve oksijen kaynaklarından uzaklaşarak ölmesi ve yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert ve dayanıklı bir maddedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş tüylerindeki mükemmel yaratılış hiçbir evrimsel süreçle açıklanamayacak kadar komplekstir. Ünlü kuş bilimci Alan Feduccia, “tüylerin her özelliği aerodinamik fonksiyona sahiptir. Hafiftirler, kaldırma kuvvetleri vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler” der. Feduccia, evrim teorisinin çaresizliğini ise şöyle kabul eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın, nasıl olup da ilk başta başka bir amaca yönelik olarak ortaya çıktığını anlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüylerdeki bu yaratılış, Charles Darwin’i de çok düşündürmüş, hatta tavus kuşu tüylerindeki mükemmel estetik kendi ifadesiyle Darwin’i “hasta etmiş”ti. Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektupta “gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım” dedikten sonra şöyle devam ediyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüycükler ve Çengeller&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir kuş tüyünü mikroskop altına alır ve incelersek, karşımıza olağanüstü bir yaratılış çıkar. Tüylerin ortasında hepimizin bildiği uzun ve sert bir boru vardır. Bu borunun her iki tarafından yüzlerce tüy çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyları ve yumuşaklıkları farklı olan bu tüyler kuşa aerodinamik özellik kazandırır. Ancak daha da ilginç olanı, bu tüylerin herbirinin üzerinde de, “tüycük” denilen ve gözle görülemeyecek kadar küçük olan çok daha küçük tüylerin bulunmasıdır. Bu tüycüklerin üzerinde ise “çengel” adı verilen minik kancalar vardır. Bu kancalar sayesinde her tüycük birbirine sanki bir fermuar gibi tutunur. Bu muhteşem yaratılışı daha yakından görmek için turna kuşunun tüylerinin yalnızca birisini ele alalım. Bu tek tüyün üzerinde, tüy borusunun her iki yanında uzanan 650 tane incecik tüy vardır. Bunların her birinde ise 600 adet karşılıklı tüycük bulunur. Bu tüycüklerin her biri ise, 390 tane çengelle birbirlerine bağlanır. Çengeller bir fermuarın iki tarafı gibi birbirine kenetlenmiştir. Birbirine çengellerle kenetlenen tüycükler, o kadar bitişiktir ki, duman üflendiği takdirde bile aralarından geçemez. Çengeller herhangi bir şekilde birbirinden ayrılırsa, kuşun bir silkinmesi veya daha ağır hallerde gagasıyla tüylerini düzeltmesi tüylerin eski haline dönmesi için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşlar hayatlarını devam ettirebilmek için tüylerini daima temiz, bakımlı ve her an kullanıma hazır tutmak zorundadır. Tüylerin bakımı için kuyruklarının dibinde bulunan yağ keselerini kullanır. Gagalarıyla bu yağdan bir miktar alarak, tüylerini temizler ve parlatır. Bu yağ, yüzücü kuşlarda, suyun içinde veya yağmur altındayken suyun deriye ulaşmasına engel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası kuşlar tüylerini kabartarak, soğuk havalarda vücut ısılarının düşmesini engeller. Sıcak havalarda ise tüylerini vücutlarına yapıştırarak, vücutlarının serin kalmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüy Tipleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan tüylerin her birinin görevi farklıdır. Kuşun karnındaki tüyle kanat ve kuyruk tüyleri birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Büyük tüylerden meydana gelen kuyruk tüyleri dümen ve fren görevini yerine getirir. Kanat tüyleri ise, kanat çırpma esnasında açılarak yüzeyi genişletecek ve kaldırma kuvvetini artıracak bir yapıdadır. Kuşun kanadını aşağı doğru çırpması sırasında, tüyler birbirlerine yakın duruma gelerek, aralarından hava sızması engellenir. Kanatların yukarıya doğru kalkışı esnasında ise tüyler iyice açılarak aralarından havanın geçmesine elverişli bir pozisyon alır. Kuşlar, uçabilme yeteneklerini koruyabilmek için belirli dönemlerde tüy döker. Yıpranmış ya da yırtılmış büyük tüyler, görevlerini tam olarak yerine getiremedikleri için hızla yenilenir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-1097048304680810916?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/1097048304680810916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/kus-tuylerinin-yaps.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1097048304680810916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/1097048304680810916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/kus-tuylerinin-yaps.html' title='Kuş tüylerinin yapısı'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7039763099142963972.post-5162804697854009467</id><published>2009-05-01T15:01:00.001-07:00</published><updated>2009-05-01T15:32:53.672-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Insan Vucudunda Olup Bitenler'/><title type='text'>Neden Kabus Görürüz ?</title><content type='html'>Kimse derin bir uykudan yatağında bir yılan ya da alevler içinde kaldığını görerek uyanmak istemez. Kötü rüyalar –hatta daha kötüsü kabuslar- sinir bozucu olmakla kalmayıp bütün bir uykuyu, hatta bazen hayatınızı etkisi altına alabilir. Genelde çocuklarda daha yaygın olmasına rağmen kötü rüyalar hayat boyu sürebilir. İşte kabus görmemizin altı nedeni: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Kaygı ve Stres &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle travmatik bir olay sonucunda ortaya çıkan kaygı ve stres, kabus görmenin temel nedenlerinden. Önemli bir ameliyat veya hastalık, sevilen birinin kaybı, kötü bir kazada kurban veya tanık olmak kabus görmenize neden olabilir. Fakat kabusun nedeni sadece travmatik olaylar değil. İşle alakalı veya ekonomik kaygılar, boşanma veya taşınma gibi büyük yaşam değişiklikleri, kısaca gündelik kaygılar da kabus nedeni olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Acı ve Baharatlı Yemekler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyi ne zaman yediğimizin gördüğümüz rüyalar üzerinde büyük etkisi var. Acı ve baharatlı yemekler vücut sıcaklığını ve metabolizma faaliyetlerini arttırarak uykuda rahatsız olmanıza sebep olabilir. Bu aynı zamanda yatma vaktinden kısa bir süre önce yemek yiyenlerin genelde kabus görmelerinin de nedeni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Yiyeceklerdeki Yağ Oranı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin olmamakla birlikte, araştırmalar gösteriyor ki, gün içinde ne kadar yağ oranı yüksek yiyecek tüketilirse, kötü rüya görme olasılığı da o kadar artıyor. Daha çok organik besinlere ağırlık verenler, gün boyu abur cubur tükenlere oranla daha seyrek kabus görüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Alkol &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alkol, kısa vadede, uykuya daldırmakta etkili olsa da, erkenden uyanmaya sebep olduğu için zararlıdır. Fazla alkol tüketimi, kabus görmenin sebeplerinden biridir. Aynı zamanda, kabuslar, alkolu bırakan bünyelerde de sıklıkla görülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) İlaçlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antidepresanlar, yatıştırırlar, ve uyuşturucular gibi kimi ilaçlar, yan etki olarak kabusa sebep olabilir. Örneğin, bir araştırmada, "Ketamin" adı verilen ve uyuşturucu olarak kullanılan maddeye bakıldığında, kötü rüyalara sebep olduğu anlaşılmıştır. Benzer biçimde, sıtma hastalığının yaygın olarak görüldüğü bir ülkeye seyahat eden bir kişi "Lariam" adı verilen maddeyi kullandığında, ilginç kabuslar görebilir. Genellikle kabuslar, hap kullanımı kesildiğinde, ortadan kaybolmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6)Hastalık &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip gibi ateşli hastalıklar, bazen kabuslara sebep olabilir. Uykuda nefesin kesilmesi ya da çok uyumak gibi diğer uyku bozuklukları da kabus görme sıklığını arttırır. Kötü rüyalar ya da kabuslar, belirli ölçüde olduğu sürece normal karşılanırken, uzmanlar, şiddet ve sertlik içeren rüyaların sıklıkla görülmesi halinde, bir terapiste danışılması gerekliliğini savunuyorlar. Ancak, tatlı uykular için yapılabilecek ilk adım, bu altı faktörü ortadan kaldırmaya çalışmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7039763099142963972-5162804697854009467?l=hayattaki-gercekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/feeds/5162804697854009467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/neden-kabus-goruruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5162804697854009467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7039763099142963972/posts/default/5162804697854009467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayattaki-gercekler.blogspot.com/2009/05/neden-kabus-goruruz.html' title='Neden Kabus Görürüz ?'/><author><name>Geluk &amp;amp; Ufoss</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Jp4WVdt72Ig/TLLl969_BPI/AAAAAAAAAlk/O3W5IiTs_tI/s1600-R/turkije_Info-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
